Kökeni MÖ 2000’ere kadar uzanan eski Mısır, Çin ve Hint kökenli bir terapi tekniğidir. Uzakdoğu felsefesine göre, vücudumuzun herhangi bir bölgesindeki bir rahatsızlık o bölgedeki enerji akışında meydana gelen bir sorunla bağlantılıdır. Sağlıklı kalmak için vücudun enerji akışı dengelenmelidir. Refleksoloji, el ayak ve kulak çevresinde vücudun tüm organ ve salgı bezlerini yansıtan noktaların tekniğine uygun olarak uyarılması ile vücuttaki enerji akış dengesini sağlayarak bağışıklık sisteminin güçlenmesine yardımcı olur.

Reflekseloji Faydaları

Bağışıklık sistemi kuvvetli bir kişi hastalıklara karşı daha dirençli olur. Bir hastalık ile mücadele durumu olan kişiler ise tedavilerinden daha çabuk ve fazla fayda sağlarlar.

Ellerimizin ve ayaklarımızın vücudumuzun küçük bir aynası olarak kabul edildiği bu metodda, refleks bölgeleri olarak görülen yerlere masaj uygulanmasına dayanan bir tekniktir.

Refleksoloji olarak da tanımlanan refleks bölgeleri masajı, bütün hücre ve dokuları içine alacak şekilde, organlar arasında enerji ve canlılık kazandıran bir bioenerjinin sağlıklı deveranıdır. Bu enerji akımının önü kesildiği taktirde, vücudun her bir bölgesine aksi tesiri olur. Refleksoloji çalışanların iddiasına göre vücudun bioenerjisi bozulunca hastalıklar ortaya çıkmakta veya hastalık yapıcı faktörler bioenerji kanallarını bozarak hastalığı ortaya çıkarmaktadır. Onun için bu metodda önce eller ve ayaklardaki enerji blokajının kesinlikle uyarılması gerekmektedir.

Vücuttaki on ayrı enerji dilimleri baştaki başlangıç noktasından başlayarak, ayak tabanları ve el parmakları arasında devr–i daim eder. Bu enerji akımı, “bölgeler” adı verilen dikey dilimler şeklinde akar. İşte bu bölgelerde vücudun bütün organ ve kasları yer almaktadır.

Enerji blokajlarının pek çok sebebi vardır: Stres, sağlıksız beslenme, karamsarlık, hayal kırıklığı, tabiî afetler, boşanma veya sevdiğinden ayrılma, vs gibi. Bu psikolojik arızalar zamanla organları olumsuz bir şekilde tesiri altına alır. Bu temel arızaların sağlıklı ve kısa zamanda bertaraf edilebilmesi için öncelikle kaynağının belirlenmesi şarttır.Vücuttaki arızanın ana kaynağına inmekte gecikildikçe, bu enerji blokajı artmaya ve katlamaya devam edecektir.

Refleks bölgeleri tedavisinde gâye enerji blokajlarını yok edip, enerji akışının normal ahengine girmesine sağlamaktır. Bunun için tabiî ki anatomi bilgisi çok önemlidir.

Jakuzi banyosunun insan sağlığına olumlu yönde birçok etkisi vardır, romatizmadan uyku bozukluğuna gerginlikten depresif sıkıntılara kadar, birçok konuda sağlığımız ile ilgili problemlere karşı iyileştirici ve tedaviye yardımcı olacak şekilde etki gösterdiği bugün birçok sağlık uzmanı tarafından kabul görmektedir.

Jakuzi terapisi

Çoğu kişi güne keyifli bir başlangıç yapmak ve kendilerini hazır hissetmek amacıyla sabahları ılık bir duş almayı tercih ederler. Ya da ofiste iş yoğunluğundan bunaldığınız bir anda çareyi yüzünüze biraz su vurmakta bulursunuz. Bu işlem sadece temizlik için değil, sağlığınızı yerine getirmek için de faydalıdır. İşte günümüz jakuzilerinin temeli de hidroterapi geleneğinden gelen tazyikli suların vücuda temasıyla dolaşımı etkilemesi ve bizi kendimize getirmesi prensibi üzerine kurulmuştur.

Yunan fizikçilerin ve Romalı insanların kullandığı bu sistem ile suyun sağlık üzerindeki fiziksel faydası anlaşılmıştır. Bugün de bu sistemler sık kullanılmakla beraber doktorlar sıcak banyo, sauna, jakuzi gibi mekanlardan bilinçli bir şekilde yararlanmanın fiziksel ve ruhsal sağlığımıza olan olumlu etkisini ve bazı rahatsızlıklarda direkt tedavi aracı olmalarını anlatırlar.

-Yorgunluğumuzu giderir, kasılmaları ve tutulmaları önler, endorfinlerin salgılanmasını sağlayarak stresimizi azaltır, zararlı toksinlerin atılmasına yardımcı olur, esnekliğimizi artırır, yaşlanma etkilerini yavaşlatır, metabolizmayı hızlandırarak vücudumuzu sıkılaştırır.

Vücuda Fayda Alanları

  • Yorgunluğu giderir
  • Kasılmaları ve tutulmaları önler
  • Endorfinlerin salgılanmasını sağlayarak stresimizi azaltır
  • Zararlı toksinlerin atılmasına yardımcı olur
  • Esnekliğimizi artırır yaşlanma etkilerini yavaşlatır
  • Metabolizmayı hızlandırarak vücudumuzu sıkılaştırır
  • Saunalar insan vücudu için çok faydalı mekanlardır. Binlerce yıldır süren bir geleneğin getirdiği tecrübeler bir yana, yapılan bilimsel araştırmalar ve deneylerle  faydaları kanıtlanmıştır. Sizi dakikalar içinde zararlı toksinlerden kurtardığı gibi, vücudunuzun hastalıklara karşı verdiği savaşı destekler. Kan basıncınızı artırarak kardiovasküler sisteminize antrenman yapma imkanı sağlar.
  • Bu aynı zamanda kaslarınızdaki yorgunluğu kısa sürede atmanıza yardımcı olur. Sauna, derideki kılcal damarları genişletir ve kan basıncınızı dengeler. Vücut ısınız 1-2 derece artarak mikrop ve virüslere karşı savunma sisteminizi güçlendirir. . Spor aktiviteleri sonrası sauna, yorgunluğunuzu atacağınız en uygun yerdir. Profesyonel sporcuların hepsinin çalışma takviminde sauna seansları ayrı bir yer tutar. Damarlarınızı genişleterek, yorgunluğa sebep olan laktik asitin kaslar arasından atımını kolaylaştırır.
  • Cilde Faydaları: Cilt sağlığına faydalıdır, eski çağlardan itibaren cilt hastalıklarının tedavisinde alternatif olarak kullanılır. Sauna buharı terlemeyi sağlar, böylece cildi temizlenmesi yanında hücrelerin yenilenmesine etki eder. Sauna cilt bakımına destek olur. Şimdiye kadar yapılan araştırmalar, cilt gözeneklerini temizleyerek, kılcal damarlardaki dolaşımı arttırdığını ortaya koymuştur. Cilde faydaları arasında gösterilen bir diğer özelliği ise, ciltde meydana gelen kırışıklıkların arasını dokuları güçlendirerek doldurmasıdır. Böylece saunanın cilde etkisi, sağlıklı, temiz, yumuşak ve ışıltılı cilt yapısı olarak ortaya çıkar.
  • Strese Karışı :Bazı araştırmalar strese karşı iyi geldiğini ortaya koymuştur. Tıbbi çalışmalar stresin kalbi olumsuz yönde etkilediğini ortaya koyar. Sauna ısı banyosu vücutta kasların ve sinirlerin gevşemesini sağlayarak dolaylı olarak kalp sağlığına fayda sağlar. Aynı şekilde stresin atılmasına yardım eden sauna genel anlamda sinirlerin rahatlamasını ve hafiflemesini sağlayabilir.
  • Kaslara Faydaları: Kas sağlığına faydalıdır. Yüksek ısıda terleme sağlanarak yağların yakılmasına yardımcı olur. Böylece kaslardaki yağ oranının dengelenmesine faydalıdır. Ayrıca  kan dolaşımı arttırır, yüksek ısıda genişleyen damarlar kan sürkilasyonun artmasına yardımcı olur. Böylece vucutdaki oksijen dolaşımı artar bu da yağ yakımını teşvik ederek kaslara artı fayda sağlayabilir.
  • Toksini Temizler:Kontrol altında etkili terlemenin sağlık açısından kanıtlanmış bir çok faydaları vardır. Sauna ısısı bünyedeki terlemeyi arttırarak kandaki ısıyı cildin yüzeyinde doğru yönlenmesine yardımcı olur. Böylece kanda ve vücudun içerinden bulunan toksinlerin terleme yoluyla deri ve ciltten dışarıya atılmasını sağlayarak vücutta temizlik sağlar.
  • Derin Uyku:Araştırmalar derin ve rahat uyku için saunanın faydalı olduğunu ortaya koymuştur, endorfin dengesini düzenleyerek vücutta belirli bir rahatlama ve gevşeme sağlar. Böylece  durum derin bir uyku çekmeye etki eder.
  • Gevşetici, kan dolaşımına karşı nazik, sağlıklı… Buharlı duşlar eski çağlardan bu yana kullanılıyor olmasına şaşmamalı. Buharda faydalı şekilde ter atma eski çağlardan beri uygulanan bir yöntem. Önce Yunanistan’da, sonra hamamı banyo kültürünün vazgeçilmezi olarak kullanan Romalılar tarafından kullanıldı. Buhar banyosu buradan doğuya geçmiş ve orada tekrar canlanarak Türk hamamı ve Rus banyosu adıyla en popüler halini almış. Buhar banyosundaki sıcaklıklar 40°C ile 50°C arasında değişir ve kuru saunadan farklı olarak, havadaki nem oranı çok yüksek olup %100’e yakındır. Buhar banyoları popüler olduğu kadar sağlıklıdır da. Isı ve nem kasları gevşetir ve nispeten düşük sıcaklık sayesinde dolaşım sistemi de aşırı zorlanmaz.
  • Buhar Nedir? Buhar Banyosunun Faydaları Nelerdir? 
  • Vücut toksinlerinden arınmanın en basit yolu olarak düşünülmüştür. Bu yolla cildin gözenekleri açılır, milyonlarca ter bezesi salgılama yapmaya başlar, vücut ürettiği metabolik maddeleri ve diğer atıkları dışarı atar. Ter, neredeyse idrarla aynı elementleri içerir ve bu yüzden de cilt bazen üçüncü böbrek olarak adlandırılır. Terleme yoluyla vücut atıklarının %30’a kadar varan miktarı vücuttan uzaklaştırılır.
  • Vücut sıcaklığı yükseldikçe vücudun buna doğal tepkisi terlemek ve böylece terin üzerinden buharlaşması ile kendisini serinletmektir. Saunada, insanın toksinle dolu terleri vücut üzerinde kurur. Bu yüzden de sauna seansı sonrasında duş alınması tavsiye edilir. Ancak %100 nem ortamı sağlayan buhar banyosunda bu buharlaşma mümkün değildir, bu yüzden değerli vücut ısısında düşüş ya çok az gerçekleşir veya hiç olmaz. Çok miktarda terlersiniz, ama teriniz buharlaşmaz ve cildinizin üzerinde kurumaz. Daha yüksek nem seviyesi, vücut ısısını daha da arttırarak birincil ısı transfer mekanizması haline gelir ve vücut üzerinde önemli miktarda yoğuşmaya sebep olur.
    Hipertermi prosesinin temizleme ve iyileştirme gücü, vücut sıcaklığı 38-39,5 °C’ye ulaşıncaya kadar başlamaz. Bu vücut ısınması, saunaya göre daha çabuk ve daha etkin bir şekilde gerçekleşir ve sadece 10-15 dakika zaman alır. Buhar banyosunun diğer bir faydası, kardiyovasküler sistem üzerindeki uyarıcı etkisidir. Nabız atışı, 15-20 dakikalık bir seans sırasında dakikada ortalama 75 vuruştan, 100-150 vuruşa çıkar. Böylece, kan dolaşımı hızlanır ama tansiyon yükselmez, çünkü sıcaklık etkisiyle kan akışı hızlanırken, bir yandan da ciltteki kılcal damarlar genişlemektedir.
    Solunum şartlarında düzelme için etkin bir tedavidir ve soğuk algınlığında, sinüzitte, bronşitte, alerjik hastalıklarda tavsiye edilir.
  • Üst solunum yolu zarlarının iltihaplanmasında ve tıkanmasında rahatlama sağlar.
    nemlendirerek boğaz tahrişini iyileştirir.
    Spazmlı solumayı (astım, boğmaca) iyileştirir.
    Buhar, sekresyonu serbestleştirerek boğazdan ve akciğerlerden mukus salgılanmasını uyarır.
    Kasları gevşetir ve öksürüğü azaltır.
    Mukus zarlarını aşırı kurumaktan korur.
Manipülasyon masajı,  bir nevi fizik tedavi işlevi görmektedir. Hastalıklı olan bölge üzerine yoğunlaşılarak çeşitli hareketler uygulanır. Bu hareketler bası, germe ve döndürme manevraları olmaktadır.
Rahatsızlığın seviyesine göre ( hafif, orta ve ileri vakalar olmak üzere) seans sayısı belirlenmektedir. Manuel terapi anlamına da gelen manipülasyon tedavisi,mutlaka bu alanda eğitim almış, bilinçli ve deneyimli kişiler tarafından gerçekleştirilmektedir.

Manipülasyon tedavisinin etkili olduğu problemler; skolyoz yani omurga kilitlenmeleri, şiddetli boyun krampları, boyun ve bel fıtıkları, omurga eğrilikleri, çene eklemi rahatsızlıkları, kalça bölgesinde bulunan sağrı ve leğen kemikleri ve eklemlerde oluşan kilitlenmeler, migren, gerilim tipi baş ağrıları, iç organ rahatsızlıkları gibi türlü durumu kapsamaktadır.

Bu rahatsızlıkların giderilmesinde büyük başarı oranına sahip olan manipülasyon tedavisi, uzman kişinin görüşü doğrultusunda 2 ila 4, 5 ila 7 ve 8 ila 10 arasında değişen seanslar ile uygulanır.

Omurga manipülasyonuna karar verirken aşağıdakileri dikkate alın:

  • Bel ağrınız için belki sadece buz, sıcak nem ve ağrı kesiciler gibi ev tedavilerine ihtiyacınız vardır. Çoğu kişi için ev tedavileri, genellikle 4 ila 6 hafta içinde bel ağrısını dindirir.
  • Omurga manipülasyonunu denemeden önce belirtilerinizi değerlendirin. Belli semptomlar; örneğin bacak ağrısı ve hissizliğiyle birlikte seyreden keskin bel ağrısı, hemen tıbbi tedavi gerektiren ciddi bir sağlık sorununun belirtisi olabilir. Ya da durum omurga manipülasyonuyla daha da kötüleşebilir.
  • Bel ağrınızı tedavi etmek için sadece omurga manipülasyonuna başvurmanız yeterli olmayabilir de. Çünkü omurga manipülasyonu tedavisinden iyi bir sonuç almak istiyorsanız, kendinize bakma bilgisinin yanı sıra, problemli eklemlerinizi destekleyecek kaslarınızı güçlendirme ve iyileştirme egzersizlerine de ihtiyacınız olacaktır.
  • Eğer omurga manipülasyonu tedavisi yaptırmayı seçerseniz, bakımınız konusunda diğer sağlık profesyonellerinizle koordineli çalışmaya istekli olan bir uygulayıcı bulun.

Bel ağrısı için omurga manipülasyonu tedavisi nedir?

Omurga manipülasyonu tedavisi, omurga sağlığınızın, tüm sağlığınızın merkezi olduğu teorisine dayanan bir terapidir. Tedavi, eklemlerin hareket aralığını arttırmak için omurganın hareket ettirilmesine ya da omurganın elle tedavi edilmesine dayanır. Farklı uygulayıcılar farklı manipülasyon teknikleri kullanabilir. Teknikler, masaj ve bastırma ya da hızlı hareketle bükme, kafaya, omuzlara, sırta ve kalçalara yoğun baskı uygulama gibi değişik yöntemleri içerir.

Eğer kasılmış ya da gergin kaslarınız varsa, uygulayıcınız omurgaya müdahale etmeden önce ısıtma, ultrason ya da elektrik akımı gibi kaslarınızı rahatlatacak bir teknik uygulayabilir. Tıp doktoru olmayan uygulayıcılar, durumun tedavisi için ilaç ya da cerrahi yöntemler kullanamazlar.

Omurga manipülasyonundan faydalananlar, genellikle bir seansın ardından iyileşme fark ederler ve ek müdahaleye ihtiyaç duymazlar. Akut bel ağrısının tedavisi için en fazla 2-3 haftalık manipülatif tedavinin yeterli olduğu düşünülür. Bazı uygulayıcılar, ‘süreklilik’ ve ‘önleme’ gerekçeleriyle uzun dönemli omurga manipülasyon tedavisini teşvik etseler de, bu uygulamanın ispatlanmış bir değeri şimdilik yoktur.

Kiropraktörler –masörler- omurga manipülasyonu yaptırmak için tek seçenek değildir. Eğitimleri, elle tedavi yöntemlerini de içeren kemik hastalıkları doktorları, tamamıyla güvenilirdirler.

Omurga Manipülasyonu Ne Kadar Etkilidir?

Diğer tedaviler gibi omurga manipülasyonu tedavisi de bazı kişilerde akut bel ağrısını gidermeye yardım eder, diğer bazılarında etmez. Omurga manipülasyonunun başarısı, hem uygulayıcının teşhis ve tedavi becerilerine hem de bel ağrısının nedenine bağlıdır. Kontrol muayenelerinden rastgele seçilmiş sonuçlara göre, omurga manipülasyonu ile plasebo (etkisiz ilaç vermek) karşılaştırmasında, akut bel ağrısında omurga manipülasyonu plaseboya göre kısa dönemde daha etkilidir.

Uzun dönemde (6 haftadan fazla) ise plasebo ile manipülasyon arasında bir fark görülmemiştir. Kronik bel ağrısında, omurga manipülasyonu sonucunda ağrının iyileşme süresi 6 haftadan fazla olmakla beraber aktivite seviyesi plasebo ile aynı düzeyde kaldı.

Omurga manipülasyonuyla diğer bel ağrısı tedavileri arasındaki karşılaştırmalar çelişkili sonuçlar vermektedir. Ancak çoğunluğu, omurga manipülasyonu, fizyoterapi ya da egzersiz gibi alışılmış uygulamalardan daha iyi olmadığını gösterdi. Bazı uzmanlara göre bir tedavinin diğerinden daha iyi olduğunu göstermek zordur, çünkü sırt ağrılarının çoğunluğu bir ay içerisinde tedaviye bağlı olmaksızın iyileşme gösterir.

Eklem Mobilizasyonu

Manuel terapi ‘el ile uygulanan tedavi’ anlamına gelmektedir.
Yüzyıllardır geleneksel tıpta kullanılan bir tedavi olup, bilginin artması ve tanı yöntemlerinin gelişmesi sayesinde doğru hastalar seçilerek uygulanmaya başlanmış ve başarı oranını artmıştır.
En sık eklem ve omurgada bağ dokusu ve kaslarda oluşmuş olan kısıtlılık, ağrı ve işlevkaybını gidermek amacıyla yapılan uygulanır.
Uygulama şekilleri mobilizasyon, manipülasyon ve masajdır.

Eklem Mobilizasyonu eklemdeki kısıtlılık ve ağrıyı azaltmak için hastanın ağrı sınırında yani hastanın da katılımı ile kontrollü sallayıcı veya sabit hareketlerle ağrıyı azaltmak için yapılır.
Manipülasyon, inatçı yapışıklıkları açmak için yapılan, yüksek hızla tek ve ani bir
hareket olarak uygulanır. Eklemin normal hareket açıklığı içindedir. Anestezi altında da uygulanabilir. Bu durumda hastanın kontrolü yoktur.
Özel masajlar ise bağ dokusunu gerip gevşetmeye yapışıklıkları açmaya yönelik derin masaj türleridir.

Manuel Terapi ile hastanın durumuna yönelik seçilip uygulanabilecek olan bir çok uygulama protokolü oluşturulabilir.
Kaslar içindeki tetik noktalara uygulanabildiği gibi sinir mobilizasyonları da yapılabilmektedir.
Kliniğimizde ağrılı hasta değerlendirildikten sonra fizik tedavi ve rehabilitasyon programı süresince, uygun bulunduğu zaman ve gerekli bulunan vücut bölgelerine bu uygulamalar yapılmaktadır.

Manuel terapi kimler uygular ?

Başta fizyoterapistler olmak üzere, bazı ülkelerde şiropraktisler, osteopatlar ve fizikatrisler de bu uygulamaları yapmaktadır. Gelişmiş ülkelerin çoğunda mesleklere ait spesifik uygulama alanları devletler tarafından belirlenmişken maalesef ülkemizde birincil manuel terapi uygulayıcıları kırık ve çıkıkçılardır. Tabi bu kişiler bu alanda eğitim almamış kişilerdir.. Bu gelenek eski mısır ve asya geleneklerindendir. Malesef ülkemiz bu alanda çok geridedir. Fizyoterapistler lisans eğitiminde manuel terapiyi ders olarak almaktadır. Son zamanlarda ülkemizdeki fizyoterapistler Almanya, Hollanda, Avusturalya, Amerika gibi ülkelerden gelen fizyoterapistlerden manuel terapi teknikleri hakkında teorik ve pratik eğitimler alarak uygulamaktadırlar. Ülkemizde bu alanda açık çok fazladır. Devletimizin bu alanda, örnek ülkelere benzer uygulama yapması şarttır.

Ülkemizdeki uygulamalar fizik tedavi değil çoğunlukla fiziksel tıp kültürüdür (yanİ elektroterapi kültürü).Fizik tedavi gören bir hastaya ülkemizde klasik olarak yüksek olasılıkla hotpack, ultrason, tens (bazen enterferansiyel , cihazla traksiyon) uygulanmaktadır.

İnme, beyin damarlarının tıkanması veya yırtılması sonucu hareket kaybı, his, denge ve konuşma bozukluğu ve bilinç kayıplarından komaya kadar giden bir klinik tablodur. Halk arasında yarım felç (hemipleji) olarak bilinir. İnme nedenlerinin %15’ni beyin kanaması, %85’ni tıkanma oluşturur. İnme en yaygın ve ciddi nörolojik hastalıktır. Kalp hastalıkları ve kanserden sonra en sık görülen üçüncü ölüm nedenidir. İnme erkeklerde kadınlardan daha sık görülür. Esas olarak bir yaşlı hastalığıdır; çoğu hasta 65 yaşın üzerindedir. Tıptaki ilerlemeler ile inme sonrası hayatta kalma şansı giderek artmaktadır. Hastaların yaklaşık %80’i hayatta kalır. Hipertansiyon en önemli risk faktörüdür. Hipertansiyondan sonra gelen risk faktörü kalp hastalıklarıdır. Diyabet inme riskini iki kat artırır. Sigara önemli risk faktörlerinden biridir. Beyindeki bozukluğun yerine göre klinik değişir. Kanamanın ve tıkanmanın olduğu beyin yarısının aksi tarafındaki beden yarısında (kol ve bacakta) felç olur. Felç olan beden tarafında duyu azalabilir, görme bozulabilir. İşeme ve konuşma bozuklukları, bellek kayıpları ortaya çıkabilir.

Rehabilitasyon
Egzersize daha hastalığın ilk günlerinde başlanmalıdır. Çünkü erken mobilizasyon (hareket) komplikasyonları önler, hastanın çevresiyle ilişkisini ve mental durumunu olumlu yönde etkiler.

Yatak pozisyonuna dikkat edilmelidir. Omuz ve dirsek altına yastık, avuç içine rulo havlu konur. Bacak uzatılır, dışa dönmesini engellemek için kum torbası ile desteklenir. Ayak bileği 90°de dik olarak tutulur. İki saatte bir pozisyon değiştirilir. Hasta zaman zaman kısa süreli yüz üstü yatırılır.

Akut dönemde egzersizler pasif olarak yaptırılır ve mümkün olan en kısa sürede hastanın katılımı sağlanmaya çalışılır. Yatak içinde dönme ve pozisyon değiştirme, yatakta oturma, tekerlekli sandalyeye geçme, ayakta durma ve yürüme aktiviteleri tedricen yaptırılmalı ve hasta teşvik edilmelidir.

İnmeli hastaların çoğunun zaman içerinde belirgin şekilde düzeldiğini gösteren birçok klinik çalışma vardır. İyileşme zamanı hastadan hastaya değişir. Beyinin motor alanlarında yaygın hasar olan hastalarda bile düzelme olması, komşu veya uzak beyin bölgelerinin yeni fonksiyonlar kazandıklarını ve hasarlı bölgenin işlevini üzerlerine aldıklarını gösterir. Beyindeki yapısal ve fonksiyonel reorganizasyon (nöroplastisite) iyileşmenin temelini oluşturur ve aylarca sürebilir. Fonksiyonel eğitim ve kullanım iyileşmede etkilidir. Hastanın aktif fiziksel tedavi programlarına katılımı beyindeki fonksiyonel reorganizasyona olumlu etkide bulunarak nörolojik iyileşmeyi hızlandırır.

Motor iyileşme erken dönemde hızlıdır. Genellikle ilk 3 ayda gerçekleşir ve 6’ncı aya kadar devam edebilir. İnmeli hastaların yaklaşık üçte birinde afazi (konuşamama) gözlenirken bu oran 6’ncı ayın sonunda %15’e iner. Afazinin iyileşmesi bir yıl sürebilir.

Akut dönemden sonra hareket açıklığını korumaya, kası güçlendirmeye yönelik egzersizler yaptırılır. Hasta mobilize edilmeye (hareketlendirilmeye) çalışılır.

Nöromuskuler reedukasyon teknikleri ve terapötik egzersizlerle kaybedilmiş motor yeteneklerin yeniden kazandırılması amaçlanır. Kas gücünü artırmak, aktif hareketleri geliştirmek, ödem oluşmuşsa çözmek, hastanın kaybolmuş duyularını kazandırmak için fonksiyonel elektriksel stimulasyondan yararlanılır. Biofeedback ile hastanın normalde kontrol edemediği olaylar düzenlenir. Hastanın kollarını kullanabilmesi ve yürüyebilmesi için baston ve koltuk değneği gibi cihazlar verilebilir ve hastaya bunların kullanımı öğretilir.

İş ve uğraşı tedavisine başlanır. Amaç, el-yüz yıkama, tıraş olma, banyo yapma gibi günlük yaşam aktivitelerinde hastayı bağımsız kılmaktır.

Rehabilitasyona ne kadar erken başlanırsa başarı o oranda yüksektir. Ancak inme rehabilitasyonu genellikle sabır isteyen uzun ve zorlu bir süreçtir. Her aşamada hasta yeterli eğitimi almalıdır. Aceleci olunması halinde kötü yürüyüş modelleri gelişebilir

Lenf drenaj sistemi vücudumuzda biriken ödemlerin atılmasını sağlayan hücre ve dokulara besin taşıyan kısacası vücudumuzu yenileyen beyaz kan dolaşımına denir.

Lenf Dolaşım Sistemi Neden Hızlanmalı ki?

Suyu hergün değiştirilen bir havuzda mı yüzmek istersiniz yoksa haftada bir değiştirilen havuzda mı ? Elbette ki suyu hergün değiştirilen bir havuzda yüzmek isteriz. Vücudun lenf sistemini de buna benzetirsek fazla hata yapmış olmayız. Vücudun lenf sistemi ne kadar hızlı olursa vücutta biriken zararlılara o kadar az maruz kalmış oluruz.

 Hangi Tedavilerde Kullanılır?

– Hastalık sonrası vücutta oluşan ödemlerde,
– Selülitleri gidermede,
– Zayıflama tedavilerinde – destekleyici olarak,
– Hamilelik sonrası oluşan varislerin giderilmesinde – destekleyici olarak ve nekehat dönemi sonrası,
– Vücutta biriken toksinlerin atılmasında,
tedavi edici ve destekleyici olarak yaygın bir şekilde kullanılmaktadır.

Her Kişiye Uygulanır mı?

– Yüksek tansiyon hastalarında,
– Hemeroid / basur hastalarında,
– Diyabet / şeker hastalarında,
– Kemik erimesi hastalarında,
– Hamilelerde kullanılması sakıncalı olup uzman hekim kontrolünde uygulama yapılmalıdır.

Her Bölgeye Uygulanabilir mi?

Lenf drenaj uygulaması gereği zaten tüm vücudu saran bir tedavi şeklidir. Bu yüzden vücudun tamamına uygulanır. Bölgesel anlamda her hangi bir sakıncası yoktur.

Seans Sayısı

Lenf Drenaj seans sayısı tedavi türüne ve kişiden kişiye farklılıklar gösterir. Tedaviyi destekleyici olarak yapıldığında seans sayısı asıl tedavi türüne göre belirlenmektedir. Selülit tedavilerinde ortalama 10 – 15 seanstan sonra sonuç alınması mümkündür.

Seans Süresi ve Seans Aralıkları

Lenf Drenaj seansları yaklaşık 20 – 25 dk. Sürmektedir. Kişiye göre 2 – 3 gün aralıklarla uygulama yapılmaktadır

Dorn Method; bel, boyun, baş, sırt, kalça, bacak, diz, ayak,omuz, kol, el,parmak ağrısı olan, migren, siyatik, skolyoz  benzeri rahatsızlıkları bulunan herkese uygulanabilir.

Bacaklarımızı binanın temeli olarak düşünürsek, pelvis’i (kalça)destekleyen bacaklarımızın eşit boyda olmaması pelvis’in günlük hareketlerimizle dahi yamulmasına neden olacaktır. Bu eşitsizlik, bugün çok fazla sayıda insanın karşılaştığı birçok ağrı probleminin temelinde yatan ince bir detaydır.

Eklem rahatsızlıklarının %90’ında bacak boyu farklılığı, kalça ekleminin yerinden oynamasına delalettir

Pelvis’in(kalça kemiğinin) doğru olabilmesi gerekir ki; üzerinde bulunan omurga doğru bir şekilde yerini alabilsin. Eğer pelvis bölgesinde yamukluk var ise, kısa ya da uzun dönemde omurga üzerinde asimetrik ya da yerinden oynamış omurlar olacaktır. Bu da; skolyoz, kalça ağrısı, diz ağrısı, ayak problemleri, fıtık,rahim sarkması, karın, boşaltım sistemi ağrıları, mesane problemleri  gibi sıkıntılar oluşturabilecektir.

Dorn Terapi ile omur ve eklemlerdeki hizalanma, sıralanma düzenlenir.

Bu vesile ile sinirler rahatlar. Vücutta kan dolaşımı tıkanıksız sağlanır. Kan dolaşımının sağlanması ile hücreler beslenir, vücudun kendini yenileme süreci başlar ve ağrılar yok olduğu gibi ilgili organlarda yenilenme başlar.

Kişinin kendi dinamik hareketleri ve Dorn Terapistinin uyguladığı bası ile önce bacak boyu eşitlenir, leğen kemiği ve kuyruk sokumu paralelliği  sağlanır ve omurga üzerinde omurların hizalanma çalışmaları başlar. Ardından köprücük kemiği ve boyun omurları ve en son da kafa kemikleri ile çalışılır. Vücuttaki tüm eklem ve kemikler olması gereken pozisyonlarına getirilir.

Clavicula (köprücük kemiği) ve Mandibula (alt çene kemiği) kaymalarından kaynaklı olarak ise başta Atlas (birinci boyun omuru C1) olmak üzere boyun omurlarında kayma oluşur. Burada en sık rastlanılan problem boyundaki kasların aşırı gerilmesi ile oluşan aks düzleşmesidir. Normalde C harfi şeklinde olan boyun düz bir çizgi şeklini alır. Boyun düzleşince beyine giden dört vertebral arterlerden ikisi gerilir ve beyne yeterince kan gidemez.

Kişide migren, baş ağrısı, baş dönmesi, unutkanlık, bulantı, yüksek tansiyon, kronik yorgunluk, düzensiz kan dolaşımından kaynaklı tek taraflı yüz felci, sinüs şikayetleri, ağır işitme, kulak ağrısı ya da çınlaması olabilir. C3 omuruna kadar inen sıkıntılarda ise; akne,sivilce, diş ağrısı, kanayan diş etleri veya neuralgia (sinirsel ağrı) ile karşılaşmak mümkündür.

Bel ve boyun fıtığı, siyatik, menisküs, diz protezi, karpal tünel sendromu(bileklerde sinir sıkışması), migren, kulak çınlaması, kronik yorgunluk gibi problemlerde ameliyata gerek kalmadan başarı ile uygulanan Dorn Method özellikle bel ve boyun ağrılarında Almanya’da en çok kullanılan Terapi halini almıştır. Yine Almanya’da birçok sağlık sigortası şirketi tarafından da ödeme kapsamındadır.

İki büklüm olmuş ve ağrılı bir şekilde gelip, dimdik ağrısız ve mutlu şekilde ayrılmak Dorn Terapi ile neredeyse çok normaldir. Üstelik hiç bir ilaç ve operasyona gerek kalmadan. Basit egzersizlerle uzun süreli başarı garantisi Dorn Method tarafından geliştirilmiştir.

Terapi esnasında size öğretilen egzersiz ve duruş şekillerine sadık kaldığınız, kendi sorumluluklarınıza evet dediğiniz anda ağrılarınıza sürekli olarak “hoşçakal” demiş olursunuz.

DORN TERAPİ GERÇEKTEN İYİLEŞTİRİR Mİ?

Dorn Terapinin nasıl işe yaradığını anlayabilmek için önce vücudun nasıl çalıştığını anlamak önemlidir. Vücudumuzun iletişim aracının sinir sistemi olduğunu biliyoruz. Sinirler aracılığı ile vücut her bir hücresine kimyasal dönüşüm, normal yapılması gerekli görevler, yenilenme gibi mesajlar gönderir. Vücudumuzun doktorların anlayabileceğinin çok üstünde bir zekası vardır.

Biz bu zekaya “kalıtsal (içten gelen) zeka” deriz. Bu zeka sayesinde vücudumuz normal görevlerini yerine getirir : kalbin atması, karaciğerin fonksiyonu , midenin yiyecekleri öğütmesi gibi…

Gene bu içten gelen zeka sayesinde iki hücreden oluşup bugün dört trilyonun üzerinde hücrelere sahibiz.

Bu zekaya bir örnek olarak;  dünyanın en büyük bilim dehalarını alıp dünyanın en gelişmiş laboratuarına koysanız dahi bize bir tane bile kırmızı kan hücresi yapamazlar. Oysa ki vücudumuz örneğin bir tane balıklı sandviç yediğimizde  bile her gün bu kan hücrelerinden binlercesini yapıyor. Bunu hiç böyle bu şekilde düşünmememiz bile bedenimizi anlamaktan ne kadar uzak olduğumuzu göstermekte.

Ne yazık ki bugün “iyileşme” adı altındaki uygulamalar gerçek iyileşmeden çok “acil ilk yardım” gibi. Buna kırılan kemiği yerine kaynatmak, kesikleri dikmek ve bir tümörü vücuttan almak gibi müdahaleleri örnek olarak verebiliriz. Mikropları öldürmek için ilaç vermek, ağrıyı uyuşturmak veya vücudun ağır ilaçlarla kimyasını bozmak da gerçek iyileşme değildir. Çünkü bu müdahaleler sorunun kaynağına inememekte ve bir tarafımızı düzeltirken diğer taraflarımızı bozmaktadır. Tümörü almak onu oluşturan vücudu iyileştirdi mi? Veya antibiyotikleri kullanmak hasta olan kişinin bağışıklık sistemini güçlendirdi mi? Tansiyon ilaçları kalıcı olarak tansiyonu düşürebiliyor mu? Her gün kaç kişi hastanelerde ilaçların yan etkilerinden dolayı hayatlarını kaybediyor veya daha kötü oluyor? Bu konuda bizlere bir bilgi veriliyor mu?

Dorn terapi aslında bir şeyi iyileştirmiyor. Şifa aslında kendi vücudumuzda. Dorn terapinin işi beynimiz ile vücudumuz arasındaki zayıflayan bağlantıyı omurga sinirlerini uyararak tekrar düzenlemek.

Kuru İğne Tedavisi (intramusculer stimulation) halen Kanada’da yaşayan Dr. Gunn tarafından geliştirilmiş olan ameliyatsız ilaçsız bir ağrı tedavisi yöntemi olup ağrılı kas spazmları tedavisi için uygulanır.Kuru iğne tedavisi (ims) yönteminde kullanılan iğneler çeşitli uzunluklarda,ilaçsız kuru iğnelerdir.

Farklı uzunluklardaki çok ince iğnelerin spazm olan kaslara batırılarak spazmın çözülmesi kuru iğne tedavisi yönteminin esasını oluşturur.Bu tedavi yöntemi kuru iğnelemeintramuskuler stimülasyon (ims) olarak da bilinir. Kronik kas iskelet sistemi bozuklukları ve bu bozukluklara bağlı ağrıların tedavisinde kuru iğne tedavisi etkilidir.

NASIL YAPILIR?

Tedavide kasılmış ve kısalmış kasa bir iğne batırılarak bu spazm çözülmeye çalışılır. Bir kasta çoğu zaman çok sayıda ağrılı kasılmış ve kısalmış kas demetleri olduğundan çoğu kez, çok sayıda iğneleme yapmak gerekebilir. Tekrarlayan veya kronikleşmiş ağrıda spazmla birlikte fibroz doku gelişimi de varsa iğne sayısının ve iğneleme sıklığının arttırılması gerekir.

AKUPUNKTURDAN FARKI NEDİR?
Kuru İğne Tedavisi uygulaması sırasında kullanılan iğneler nedeniyle yöntem Akapunktur tedavi yöntemine benzetilse de kuru iğne tedavisi uygulamanın esası açısından akupunkturdan farklıdır.

İMS ya da kuru iğne tedavisi bir akupunktur yöntemi değildir. Kuru iğneleme ile akupunktur tedavisinin tek benzerliği her iki metodda da iğne kullanılmasıdır,farkı ise; akupunkturda iğnelerin belli noktalara batırılarak 20 dakika beklenmesine karşın kuru iğne tedavisinde iğne spazm olan ve olması ihtimali olan kaslara yapılır ve hemen çıkarılır,etkisini hemen gösterir.İMS (kuru iğne)yönteminde; iğne nöroanatomik yapıya göre çeşitli doku derinliklerine yapılır.

Kuru iğneleme sırasında kullanılan iğneler, herhangi bir ilaç veya solüsyon içermez,bu nedenle tedavi yöntemi kuru iğne tedavisi olarak adlandırılmaktadır. Tedavide ilaç kullanılmadığından alerjik reaksiyonlar, ilaç etkileşimleri ve ilaç kaynaklı yan etkileri görülmez.

Bu yöntem kas romatizması da denilen Miyofasyal Ağrı Sendromu (miyofasial ağrı) ‘nda uygulanır. Kas romatizması, iskelet kasları olarak bilinen tüm çizgili kaslarda görülebilir. Yani vücudun hareketini sağlayan, eklemleri çalıştıran, tüm fiziki faaliyetlerimizde rol alan kaslardır.

Kuru iğne tedavisi kas spazmına bağlı ağrıları tedavi etmede etkili bir tedavi yöntemidir.Kas spazmı bel-boyun, sırt ağrılarının en önemli nedenidir. Spazm omurlar arasında bulunan disklere baskı yaparak fıtık oluşumuna, kireçlenme ve ağrılı bir omurgaya yol açarlar. Damarları sıkıştırarak kollar ve bacaklarda soğukluk, uyuşma, üşüme, ödeme neden olur.

Kuru İğne Tedavisi tek başına veya diğer tedavilerle kombine edilerek uygulanabilmektedir.Kuru iğne tedavisi, hastanın muayenesi yapılıp, tomografi,MR vb incelenip,tanısı konduktan sonra, belli seanslar halinde planlanır.

KURU İĞNE (İMS) HANGİ HASTALIKLARIN TEDAVİSİNDE UYGULANMAKTADIR?

Kuru iğneleme tekniği hangi ağrılar için faydalı olur?

  • Baş ağrıları
  • Boyun ağrısı
  • Sırt ağrıları
  • Donuk omuz (omuzun hareket kısıtlılığı) ve diğer omuz ağrıları
  • Bel ağrısı
  • Tenisçi dirseği ve golfçü dirseği
  • Ağrılı kas spazmları
  • Repetitif strain injurileri (Bilgisayar kullanımına bağlı ağrılar)
  • Duruş bozukluğuna bağlı ağrılar
  • Fibromiyaljide kısmen etkilidir
  • Miyofasiyal ağrı sendromu
  • Adduktor tendinit (Kasık çekmesi)
  • Tendinit (el, dirsek, omuz, topuk, kasık)
  • Diz ağrısı (Kondromalazi patella)
  • Kalça ağrıları (Adduktor spazm, kapsülit)
  • Topuk ağrıları
  • Siyataljiler
  • Spor yaralanmaları ve rehabilitasyonu
  • Çene eklemi ağrısı
  • Whiplash yaralanmaları (Travma sonrası omurga ağrıları)
  • Disk hastalıkları (bel, boyun, sırt)

Normal fonksiyonel hareket ekstremitelerdeki kütlesel hareket paternleri ve sinerjistik gövde kaslarının bileşiminden oluşur. Motor korteks bu hareket paternlerini üretir ve organize eder. Kişi bir kası ait olduğu hareket paterninden ayıramaz. Bu durum, kaslarımızı ayrı ayrı kasamayacağımız anlamına gelmez, fakat ayrı hareketlerimiz kütle paternlerine doğru yayılır. Bu sinerjistik kas kontraksiyonları PNF’teki kolaylaştırma paternleridir.

Bazı kişiler PNF konsepti ile çalışabilmek için paternleri bilmenin ve kullanmanın şart olduğunu düşünürler. Aslında ihtiyacınız olan tek şey PNF felsefesi ve uygun tekniklerdir. Paternler zorunlu olmamakla beraber faydalı araçlardır. Sinerjistik ilişkideki paternlerle çalışmak problemleri indirekt olarak tedavi edebilmeyi sağlar. Ayrıca germe refleksi bir kasa tek olarak uygulanmasına kıyasla bütün bir paterne uygulandığında daha etkilidir.

Proprioseptifnöro Musküler Fasilitasyon paternleri her üç düzlemdeki hareketlerin kombinasyonundan oluşur:
1- Sagital düzlemde: Fleksiyon ve ekstansiyon
2- Koronal ya da frontal düzlemde: Ekstremitelerin adbuksiyon ve adduksiyonu ya da omurganın lateral fleksiyonu
3- Transvers düzlemde: Rotasyon
Böylece spiral ve diyagonal hareket oluşmaktadır. Germe ve direnç paternlerin etkisini destekler, bu durum kas aktivitesinde artış olarak görülür. Kas aktivitesinde artış bir patern halinde ve bir paternden ilişkili hareket paternlerine hem distal hem de proksimale doğru yayılır. Tedavide sinerjistik kas kombinasyolarından yayılım istenen kaslardaki kuvveti ve fonksiyonelliği arttırmak amacıyla kullanılır.

Proprioseptifnöro Musküler Fasilitasyon dirence karşı egzersiz yaparken sinerji içinde kasılabilen tüm kaslar kasılır. Etkili bir direnç için paternin rotasyonel bileşeni çok önemlidir. Rotasyona doğru direnç uygulamak bütün paterni güçlendirir. Rotasyona fazla direnç uygulamak hareketin ortaya çıkmasını önleyebilir ve stabilizasyon kontraksiyonunu bozabilir.
Omuzun fleksiyon – adduksiyon – eksternal rotasyonunda olduğu gibi proksimal eklemde ortaya çıkan hareketler paternler olarak adlandırılır. İki antagonistik patern bir diyagonali oluşturur. Örneğin bir üst ekstremite diyagonali, omuz fleksiyon – adduksiyon – eksternal rotasyonu ile antagonistik patern olan ekstansiyon – abduksiyon – internal rotasyonu içerir. Ekstremitenin proksimal ve distal eklemleri paternde birbiriyle bağlantılıdır. Ortadaki eklem ise fleksiyon, ekstansiyon ya da pozisyonunu koruması açısından serbesttir. Örneğin parmak fleksiyonu, el bileğinin radiyal fleksiyonu ve önkol supinasyonu; omuz fleksiyon – adduksiyon – eksternal rotasyon paterninin parçasıdır. Ancak dirsek fleksiyona, ekstansiyona gelebilir ya da herhangi bir pozisyonda kalabilir.

Gövde ve ekstremiteler sinerjileri oluşturmak için beraber çalışırlar. Örneğin omuz fleksiyon – adduksiyon – eksternal rotasyon ve skapulanın anterior elevasyonu tam bir hareketi oluşturmak için gövde ekstansiyonu ve karşı tarafa rotasyonu ile birleşirler. Eğer sinerjistik kas kombinasyonlarını bilirseniz paternlerle çalışabilirsiniz. Eğer paterni bilirseniz sinerjistik kasları da bilirsiniz. Bir ekstremite tam olarak uzamış pozisyondayken gövde kasları da gerim altındadır. Terapist hem ekstremite hem de gövde kaslarındaki gerimi hissetmelidir.
Paternin çizgisi (İng: groove), ekstremite hareket ederken elin ya da ayağın (distal bileşenin) izlediği çizgidir. Baş ve boyun için çizgi burun, çene ve başın tepesinden geçen düzlem tarafından çizilir. Üst gövde için çizgi omuz tepesi, alt gövde için kalça kemiği tarafından çizilir. Gövde ve ekstremiteler beraber çalıştıklarından çizgileri çakışır ya da paraleldir. Terapistin gövdesi ilişkili çizgi ile aynı hatta ya da paralel olmalıdır.
Proprioseptifnöro Musküler Fasilitasyon boyunca eş merkezli olarak hareket etmek için:

  • Ekstremite “uzatılmış aralıkta” pozisyonlanmalıdır. Bütün ilişkili kaslar (agonistler) uzatılmalıdır. Ağrı ya da eklem üzerinde stres olmamalıdır. Gövde dönmemeli ya da yuvarlanmamalıdır.
  • Ekstremite “kısaltılmış aralığa” doğru hareket etmelidir.

Kasların (agonistlerin) kontraksiyonunun sonuç noktasına ulaşılmalıdır. Antagonistik kas grupları uzatılmalıdır. Ağrı ya da eklem üzerinde stres olmamalıdır. Gövde dönmemeli ya da yuvarlanmamalıdır.

Proprioseptifnöro Musküler Fasilitasyonu birkaç yolla çeşitlendirebiliriz:

  • Fonksiyon için ekstremitedeki orta eklemin aktivitesini değiştirerek. Örnek: İlk önce omuz fleksiyon – abduksiyon – eksternal rotasyon paterni dirsek ekstansiyondan fleksiyona getirilerek uygulanır. Bir sonraki sefer aynı patern dirsek fleksiyondan ekstansiyona getirilerek uygulanır, böylece hastanın eli yüksekteki cisimlere ulaşabilir.
  • Ekstremite paterninde orta eklemin aktivitesini iki eklemli kaslar üzerindeki etkisinden dolayı değiştirerek. Örnek: Kalça fleksiyon – adduksiyon – eksternal rotasyon paterni ilk önce diz ekstansiyondan fleksiyona getirilerek yapılır. Bu kombinasyonda hamstring kasları etkili bir şekildekısaltılır. Bir sonraki sefer aynı patern diz düz kalarak yapılır. Bu kombinasyon hamstring kaslarını gerer.
  • Yerçekiminin etkisini değiştirmek için hastanın pozisyonunu değiştirerek. Örnek: Kalça ekstansiyon – abduksiyon – internal rotasyon paterni yan yatar pozisyonda yapılır. Böylece abduktor kaslar yerçekimine karşı iş yapar.
  • Hastanın pozisyonunu daha fonksiyonel bir pozisyonla değiştirerek. Örnek: Üst ekstremite paternleri oturma pozisyonunda çalışılabilir ve yemek ya da saç bıkımı gibi fonksiyonel aktivitelerle ilişkilendirilebilir.
  • Hastanın pozisyonunu görsel ipuçlarını kullanabilmesi için değiştirerek. Örnek: Hastayı yarı oturur pozisyona alarak egzersiz sırasında ayağını ve ayak bileğini görmesi sağlanabilir.
  • Kinezyotaping vücut hareketlerini kısıtlamadan kas ve eklemlerin destekleyerek vücudun doğal iyileşmesini hızlandıran özel bir tür bantlama tekniğidir.
  • Bantlama bir tedavi yöntemi olarak, yıllardır fizik tedavi ve rehabilitasyon uygulamalarında tercih edilmiştir. Özellikle sporcu sağlığı ve koruyucu yaklaşımlar alanında bilinen bu tedavi şekli pek çok farklı malzeme ile uygulanır hale gelmiştir. Kinezyootaping bantlama yöntemlerinden biri olmakla beraber, bu yöntemde benzerlerinden farklı olarak esnek ve uzun süre cilt üzerinde kalabilen akrilik materyalden özel bantlar kullanılmakta ve bu bantlar özel tekniklerle, farklı amaçlar doğrultusunda uygulanmaktadırlar.
  • Kinesiotaping yönteminde kullanılan bantların özellikleri nelerdir?
  • Bu bant, oldukça ince ve hassas dokunmuş pamuklu bir malzemeden imal edilmiştir. Yapışkan yüzeyde bulunan özel hava kanalları sayesinde çok hızlı şekilde kuruduğundan, ıslanma ve terleme durumunda dahi cilt üzerinde kalabilmektedir. Bant akrilik özelliğinden dolayı cilt üzerine yapıştırılmış halde iken duş almak yâda uygulama bölgesini yıkayabilmek mümkündür.
  • Kinesiotape uygulamanın yapıldığı cildin yapısı ve ortam koşullarına bağlı olmak üzere uygulama bölgesinde  çıkmaksızın 4 ila 7 gün (ortalama 5 gün) kalabilmektedir. Bandın en önemli özelliklerinden biri de cildin esneme kapasitesine uyumlu oluşudur, bu özellik sayesinde, bant hareket halinde iken ciltte oluşan gerilme ve gevşemelere uyum sağlayabilmektedir. Bu iş için geliştirilen bantların yapısı ciltte alerji yaratabilecek lateks veya benzeri herhangi bir etken madde içermediği gibi gerekli hallerde birbiri üzerine katmanlar oluşturacak şekilde de uygulanabilmektedir.
  • Bu bantlama yönteminin etkileri nasıl oluşur?
  • İnsan vücudu hareket etmek üzere tasarlanmıştır ve bu hareketin temel unsurları sinir sistemi ile kas-iskelet sistemidir. Kaslar, iskelet dokusuna yapışmış halde bulunur ve normal koşullarda kasılıp gevşeme yolu ile hareketi doğururlar. Eğer bir kas  çok uzun süre çalışmak durumunda kalır yada kapasitesinin üzerinde yüklenirse kas dokusunda küçük yada büyük boyutlarda yaralanmalar oluşur. Oluşan bu yaralanmaların neticesinde oluşan yangılı durum cilt ile kas dokusu arasındaki bölgede baskıya neden olur ve bu basınç lenfatik akıma engel oluşturur. Dokularda oluşan bu yangı deri altında yer alan ve ağrı duyusunu yaratan sinir uçlarını uyararak kişide “ağrı ve rahatsızlık hissi” uyandırır.
  • Bu tip ağrılar kas ağrısı yada miyalji olarak adlandırılmaktadır. Kinesiotape  teorik olarak, cildi yukarı kaldırıp deri ile kasların arasındaki boşluğu arttırmakta ve bölgede yaralanma yada hastalık sonucu oluşan baskıyı hafifletmektedir. Yaralanma bölgesindeki baskının azalması bölgede ki kan dolaşımın artışı ile sonuçlanmaktadır. Azalan gerginlik ve hassasiyet neticesinde deri altında var olan ağrı alıcılarının uyarılmasını önlenmiş olur ve ağrısız hareket imkânı sağlanmış olur. Kinesiotaping Tekniğinin temel amacı ağrısız harekete  destek olmak ve bu yolla iyileşmeyi hızlandırmaktır.
  • Kinezyotaping’in Temel Etkileri
  • – Nöromusküler sistemin restore edilmesi
  • – Ağrının azaltması
  • – Performansın artırılması
  • – Yaralanmadan korunmak
  • – Kan ve lenf dolaşımını artırıp iyileşmeyi hızlandırmak.
  • -Kinezyotaping ile  ağrılı eklemlerin fonksiyonel bir destekle hareket  etmelerini sağlayabilir, yorgun yada zayıf kasların çalışmasına destek olunabilir. Kinezyotaping yöntemi kasların çevresine yada üzerine gerektiği şekilde yapıştırıldığında kasların çalışmasına yardımcı olabileceği gibi kasların aşırı çalışmasını önleyebilmektedir. Kinezyotaping yöntemini lenf akımına destek olacak tekniklerle uygularsanız 24 saat boyunca sürecek bir lenfatik akım desteği sağlamış olursunuz. Kinezyotaping uygulamalarında yer alan düzeltme teknikleri ile vücuttaki dokuları destekleyebilir böylece kişinin daha erken dönemde ağrısız şekilde hareket edebilmesini sağlarken doku iyileşmesini hızlandıracak etkiler oluşturabilirsiniz.
  • Kinezyotaping  soğuk tedavisi, elektroterapi gibi diğer fizik tedavi ve rehabilitasyon yöntemleri ile eş zamanlı olarak kullanılabilir. Kinezyotaping uygulamaları temel olarak sinir sistemi, kas iskelet sistemi  ve dolaşım sistemi üzerine etki etmektedir, özellikle kas dokusunun vücut fonksiyonları ve metabolizması üzerindeki önemi göz önüne alındığında uygulamanın iyileşmeye ve ağrısız harekete olan katkısı iyileşmenin hızlandırılmasında oldukça önemli bir unsur olarak ön plana çıkacaktır.
  • Kinesyotaping hangi problemlerde kullanılabilir?
  • Kinezyotape son derece esnek ve etkin kullanım şekli ile baştan ayağa pek çok problemin tedavisinde tek başına yada yardımcı bir tedavi seçeneği olarak kullanılabilmektedir.
  • – Spor yaralanmaları sonrasında yada yaralanma öncesi önleyici uygulamalar Farklı sebeplerden kaynaklanan bel-sırt-boyun ağrıları,
  • – Kireçlenme, romatizmal hastalıklar veya bir yaralanma sonucu gelişen kalça, diz, ayak-ayak bileği ağrıları, omuz tendon problemleri, tenisçi dirseği, karpal tünel sendromu, el-el bileği ve parmakları ilgilendiren ağrılı problemler, diz kpağı problemleri, aşil tendon problemleri, ayak bileği burkulmaları vb durumlarda
  • – Postür ve duruş bozukluklarında
  • – Nörolojik hastalıklarda görülen kas kuvvet yetersizlikleri ile hareket algısı ile ilgili bozukluklarda
  • – Cerrahi sonrası görülen ödem/şişlik durumlarında (lenfödem vb).
  • Kinezyotaping’ikimler uygulayabilir?
  • Kinezyootaping yönteminde bantların, hangi bölgeye, hangi tekniklerle, hangi yönde ve hangi amaçlarla uygulanacağı doğru sonuca ulaşmak açısından oldukça önemlidir. Tekniğin başarı ile uygulanması kaslar, eklemler, bağlar ve dolaşım sisteminin anatomisini bilmekten ve duruma uygun doğru teknikleri uygulamaktan geçmektedir bu nedenle Kinezyotape uygulaması bu konuda düzenlenen kursları almış doktorlar yada fizyoterapistler tarafından yapılmaktadır.

İnsan omurgası yandan bakıldığında hafif bir eğriliğe sahiptir. Boyun ve bel bölgesinde hafif çukurluk (lordoz) ve sırt bölgesinde hafif kamburluk (kifoz) vardır. Ama omurga arkadan ve önden bakıldığında düz olmalıdır. Skolyoz (omurga eğriliği) bulgusunda omurga sağa veya sola eğilimli görünür.

Skolyoz görüntü itibariyle bir eğrilik oluştururken kişiyi fiziksel olarak da zorlar. Birçok rahatsızlığın neden olabileceği skolyoz, farklı yaşlarda ve omurganın çeşitli bölgelerinde görülebilir. Omurganın en sık göğüs ile bel bölgelerinde oluşan skolyoz, bu bölgelerden birini veya her ikisini de içerebilir. En sık eğrilik şekli, dış bükey tarafı sırtın sağ tarafına doğru olandır.

10 dereceden fazlaysa skolyoz
Nüfusun yaklaşık yüzde 10’unda küçük (10 dereceden daha az) eğrilikler olur ve bunların sağlık üzerine bir etkisi yoktur. Bu duruma “spinal asimetri” adı verilir. Tanı koymak için bir röntgen filmi çekildiğinde, omurganın eğriliği bir açı olarak derece cinsinden ölçülür ve “cobb açısı” olarak adlandırılır. Skolyoz, 10 derecenin üzerindeki eğrilik olarak tanımlanır.
Skolyoz nasıl fark edilir?
Vücudumuzda bel ve sırt bölgesinde ileri yaşlarda pek çok sorun yaşanabilir. Ancak skolyoz gibi bazı rahatsızlıklar çocukluktan itibaren görülebilir. Ergenlik öncesinde veya ergenlikte bedende hızlı değişiklikler meydana gelir. Çocuklar tipik olarak bedenleri hakkında daha gizleyici olurlar. Bu yüzden genellikle ebeveynler çocuklarındaki değişimleri fark edemeyebilirler.
Skolyoz Tedavisi nedeniyle de beden şeklinde meydana gelen erken değişiklikler, belli belirsiz olabilir ve önemli bir eğriliğe rağmen kilolu çocuklarda veya birbirini dengeleyen iki eğriliği (sırt ve bel) olan çocuklarda dışarıdan görülen şekil bozukluğu küçük olabilir. Skolyoz konusunda bir endişe varsa, bir çocuk doktoru veya aile hekimine başvurulmalıdır. Skolyoz tanısını kesinleştirmek için bir röntgen çektirmek gerekir. Röntgenler kişi ayakta dik dururken çekilmelidir.

  • Skolyoz Tedavisi gözle görülebilir ve bunu çocuğun ailesi veya yakınları fark edebilir.
    • Rutin bir muayene sırasında çocuk hastalıkları uzmanı veya aile hekimi,
    • Antrenör veya beden eğitimi öğretmeni,
    • Ebeveynler,
    • Çocuğun kendisi,
    • Diğer aile bireyleri veya arkadaşları,
    • Başka bir sebeple çekilen röntgen filmini gören hekim, çocukta skolyoz varlığını tespit edebilir.

Eğilme testi nedir?

Omurgada bir eğrilik ortaya çıktığında ve omurga döndüğünde, göğüs kafesi veya belde bir asimetri oluşur. Dönme miktarını (açı olarak) ölçmek için bir skolyometre kullanılır. Gövde dönüşü (rotasyon) bel – sırt düzeyindeki öne eğilme ile ölçülmekte olup, skolyozun ciddiyetinin bir yansımasıdır. 5-7 dereceden daha fazla rotasyonun varlığı, skolyoz olabileceğini akla getirir.
Erişkin skolyozu erken yaşta oluşan eğriliklerin ileri yaşlara taşınmasıyla meydana gelir. Daha önce eğriliği olmayan kişilerde ise 50 yaş ve üstünde omurgada meydana gelen yıpranma (dejenerasyon) nedeniyle skolyoz oluşabilir. Omurga eğriliğinin bir iç bükey tarafı, bir de dış bükey tarafı vardır. İç bükey tarafta sıkıştırıcı kuvvetler omurlar arası hareketleri sağlayan “faset eklemleri” üzerinde aşırı yüklenmelere neden olur. Bu baskı sinirlerin kanal içinde sıkışmasına neden olabilir. Ayrıca omurga yapısındaki yıpranma nedeniyle eklemlerde gelişen fazla kemik oluşumları ya da yumuşak dokularda kalınlaşmalar da sinir sıkışmasını artırabilir.

Kız çocuklarda daha çok görülür
Türkiye’de yüzde 2-4 oranında görülen skolyoz, kız çocuklarda erkek çocuklara göre, yaklaşık 8-10 kat daha sık görülür. Çocukluk skolyozunda ilerleme (eğriliğin büyümesi) görülebilir. Tedavi ve özellikle cerrahi tedavi kararını vermede ne kadar ilerleme olacağını tahmin edebilmek önemli. Yaş, ilk adet tarihi, eğrilik derecesi, sekonder seks karakterleri, kemik yaşı gibi parametreler kullanılarak bir tahmin yürütmeye çalışılır. Daha erken tanı koyulabilmesi ve her hasta için en iyi tedavinin belirlenebilmesi için bazı testler geliştirilmeye çalışılıyor.
Skolyoz Tedavisi Türleri

  • İdiopatik skolyoz: Skolyozun en çok görülen şekli “idiopatik”tir. Genetik etmenlerin rol alabileceği düşünülen bu skolyoz halen nedeni bilinmediği için “idiopatik” (sebebi bilinmeyen) olarak adlandırılır. İdiopatik skolyozun, ergenlerin yüzde 2 ile 3’ünde var olduğu düşünülür. Bu grubun 500’ünden birinde aktif tedavi gerekir. 5 bin skolyozlu kişinin birinde, eğrilik cerrahi yöntem gerektirecek dereceye kadar ilerler. Küçük dereceli skolyozlarda kız ve erkek çocuklar eşit oranda etkilenirken, ilerleyici eğrilik gelişme olasılığı erkeklere kıyasla kızlarda 8 kat daha fazladır.
  • Nöromusküler skolyoz: En yaygın görülen ikinci skolyoz “nöromusküler”dir. Bu skolyoz türünün altında yatan bir sinir-kas hastalığı olabilir. Sinir hastalıkları beyin veya omurilikten kaynaklanabilir. Örneğin; çocuk felci, serebral palsi (beyin felci), meningomyelosel, travmaya bağlı omurilik yaralanması ve felç olan çocuk hastalar. Kas hastalıkları, çocukluktan itibaren veya daha geç ortaya çıkabilen hastalıklar da bu duruma örnektir.
  • Konjenital skolyoz: Üçüncü sıklıkla görülen skolyoz türüdür. Çocuğun anne rahminde gelişimi sırasında meydana gelen omurga anomalilerine bağlı olarak ortaya çıkar. Doğuştan başladığı için genellikle ilerleme özelliği var.

Kemik ve yumuşak dokuları tutan nörofibromatozis rahatsızlığına sıklıkla skolyoz eşlik eder. Bunlar dışında romatizmal hastalıklar, bağ dokusunu tutan hastalıklar, omurga kırıkları, omurga enfeksiyonları, metabolik hastalıklar ve sendromik genetik hastalıklar da skolyoza sebep olabilir. Bu hastalıklara sahip olan bireylerin skolyoz açısından sıkı takip altında olması gerekir.

Nasıl tedavi edilir?
Küçük yaşta başlayan ve özellikle 10 yaş altında görülen skolyoz, büyük çocuk skolyozundan farklı özelliklere sahiptir. Küçük yaşta başlayan skolyoz genellikle ilerleyicidir. Skolyozun ilerlemesini belirleyen en önemli faktör ise çocuğun fiziksel gelişim hızıdır.

Cerrahi tedavi yöntemi olan “füzyon” ile omurga büyümesi durdurulabilir. Gelişim çağındaki çocuklarda omurganın kısa kalmasını engellemek için “omurganın sabitlenmesi, hareketin yok edilmesi ve büyümenin durdurulması” diye tanımlanan füzyon işlemine her zaman başvurulmaz. Çünkü bazı problemlere yol açabilir. Bu cerrahi müdahale; çocuklarda 5 yaşın altında yapılırsa omurilik kanalının dar kalmasına, 8 yaşın altında yapılırsa akciğer gelişiminin bozulmasına, 10 yaşın altında yapılırsa göğüs kafesinin gelişiminin bozulmasına neden olabilir. Göğüs kafesi yeterince büyüyemez ise akciğer solunumuyla ilgili sorunlar ortaya çıkabilir. Özellikle 10 yaş altında uygulanacak füzyon işlemi gövdenin kısa kalmasına neden olabilir. Bazı durumda ise “kısa ve düzgün bir omurga, uzun ve eğri bir omurgaya” tercih edilir ve erken dönemde kaçınılmaz olarak füzyon işlemi uygulanabilir. Bu gibi durumlarda (Örn: Doğumsal skolyoz ve hemivertebra varlığında) çok kısa bir omurga bölgesine füzyon uygulaması yaparak, uzun ve zahmetli büyüyen çubuklar yerine “kısa füzyon” tercih edilebilir. Bu durumda füzyon ancak kısıtlı bir alana yapılacağı için omurga ve göğüs kafesi büyümesini ciddi etkileyemeyebilir. Bazı istisnai durumlarda ise “hibrid” enstrümentasyon sistemleri uygulanabilir. Geçmişte erken başlayan skolyozda sırta füzyon uygulamadan kullanılan çubuklar yerleştirilir ve bu çubuklar adeta içeriden bir korse görevi görerek eğriliği kontrol altında tutarlardı. Ancak eğriliğin sürekli olarak kontrol edilmesi ve çocuğun bu bölgenin uzaması için bu çubuklar 6 ayda bir tekrarlayan ameliyatlarla uzatılırdı. Günümüzde ise manyetik rodlar kullanılmakta ve bu rodlar 2-3 ayda bir poliklinik şartlarında, uzaktan kumanda ile ameliyatsız ve ağrısız bir şekilde uzatılmaktadır.
Ergenlik çağında ise omurilik kanalı, akciğerler ve göğüs kafesi yeterince geliştiği için aynı zamanda boy uzaması da büyük ölçüde tamamlandığından füzyon işlemi küçük çocuklarda olabilecek potansiyel sorunlara neden olmayabilir.

Felç riski var mı?
Skolyoz Tedavisi uygulanması felç riski nedeniyle kaygılandırabilir. Geçmişte ameliyat sırasında yapılan müdahalelerin omurilik üzerine etkileri anlaşılamazdı. Ancak ameliyatın sonuna doğru hastalar uyandırıldığında felç olup olmadıkları kontrol edilirdi. Bu işlem hem kişi için sıkıntılıydı hem de ameliyatın sonunda yapıldığından müdahale için geç kalınırdı. Ameliyat sırasında sinirlerin işlevlerini devamlı olarak gösteren “nöromonitorizasyon” işlemi bugün yaygın olarak kullanılıyor. Böylelikle ameliyat sırasında sinir yaralanmasına neden olabilecek herhangi bir işlemin yarattığı etki anında anlaşılır ve gerekli müdahale yapılır. Nöromonitorizasyon tekniği daha önceleri zaman zaman felç ile sonlanabilecek bu ameliyatların emniyetini ciddi oranda artırmıştır.

Vida ve iple tedavi 
Skolyoz Tedavisi ameliyatlarından sonraki en önemli sorunlardan birisi omurganın sabitlenip belli kısımda omurga hareketliliğinin ortadan kalkmasıdır. Omurga cerrahlarının sabitleme işlemi yapmadan, omurganın büyümesine ve hareketli kalmasına izin verecek bir düzeltme tekniğiyle ilgili çalışmaları sürüyor. Omurgasında skolyoz olup, halen büyüme potansiyeli olan hastalarda “gerdirme yöntemi” olarak adlandırılan bir yöntemin ilk sonuçları ümit verici bulunmuştur. Bu yöntemde sırt eğriliklerinin dış bükey tarafına kameralı girişimle yandan vida koyulur ve bu vidalar kalın bir iple bağlanıp gerdirilerek bir miktar düzelme sağlanır. Böylelikle eğriliğin dış bükey tarafının büyümesi yavaşlatılır. İç bükey tarafı hızlı büyümeye devam ederken dış bükey tarafının büyümesi vidalara bağlı ip sayesinde yavaşladığı için zaman içinde eğrilik kendiliğinden düzelebilir. Bu yöntemin diğer avantajı da vidaları tutan yapının bir platin değil ip olması ve böylelikle ameliyat edilen kısmın hareketliliğinin devam etmesidir. Bu yöntem dondurma yapılmaksızın düzelme sağlar, hareketi yok etmez ve büyümeyi bozmayabilir. Klasik arkadan düzeltme tekniğine göre bir diğer avantajı ise ameliyat izinin daha küçük ve vücudun yan tarafında olmasıdır.

Kas hastalıkları (myopati), kas liflerinin hastalığına bağlı olan çoğu zaman kaslarda güçsüzlük, incelme bazen ağrı ya da krampların görüldüğü hastalıklardır. Kaslardaki bozukluklar kalıtsal (ailevi) olabildiği gibi sonradan ve dış etkenlere bağlı olarak da gelişebilmektedirler. Kas hastalıklarında tanı bu konuda uzman bir hekimin muayenesinden sonra gerekli tetkiklerin yapılması ile konur. Bu tetkikler arasında kas enzimlerini (özellikle kreatin kinaz) de içeren kan tetkikleri, kas ve sinirlerin işlevlerini düzgün yerine getirip getirmediklerini  gösteren elektromyografi, mümkün olduğu durumda genetik tetkikler ve gerektiğinde kas biyopsisi yer alır.

Kalıtsal kas hastalıklarına neden olan bozukluk doğuştan itibaren var olsa da kendilerini belli etme yaşları değişkendir. Bazıları doğuştan itibaren kendini gösterirken diğerleri daha geç yaşlarda başlar. Ailevi kas hastalıklarının henüz tedavisi olmadığı için ailedeki kas hastalığı ve kalıtımı konusunda bilgi sahibi olmak ailede yeni hasta çocukların doğmasını engellemek, hasta kişilerin karşılaşabilecekleri problemleri önceden öngörmek ve mümkünse gerekli tedbirleri olmak ve akraba evliliklerini önlemek açısından şarttır.

Sık Karşılaşılan Kas Hastalıkları 

Duchenne ve Becker kas distrofileri (Distrofinopatiler): Kas liflerinin yapısı için gerekli olan  “distrofin” isimli proteinin eksikliği nedeni ile ortaya çıkan hastalıklardır.

Kavşak Tipi Kas Distrofileri: Özellikle omuz çevresi ve kalça çevresi kaslarda kuvvetsizlik nedeni ile hastaların merdiven ya da yokuş çıkmakta, yüksek raflara uzanmakta zorlandıkları bir grup kas hastalığıdır.

Miyotonik Distrofi: Myotonik distrofi erişkin yaşta en sık görülen kalıtsal kas hastalığıdır. Otozomal dominant olarak geçiş gösterir. Yani anne ya da babası hasta olan her çocuğun hastalığa yakalanma ihtimali %50’dir.

Fasioskapulohumeral Kas Distrofisi (FSH): Bu hastalıkta özellikle yüz kasları, omuz çevresi kasları etkilenir. Otozomal dominant olarak geçiş gösterir.

Emery-Dreifuss Kas  Distrofisi: Erken çocukluk döneminde başlayan bu hastalık öncelikle eklemlerde kontraktür (kasların kasılması nedeni ile eklemlerin tam açılamama durumu),  kol ve bacak kaslarında hafif güçsüzlük ile kendini gösterir. Kalp kası etkileşimi hemen tüm hastalarda görülür. Kalp ritim düzensizlikleri nedeniyle genellikle 30’lu yaşlarda hastalar kalp pili takılmasına gereksinim gösterir.  Kalp ritim düzensizlikleri ölüme neden olabileceğinden kalp pili takılması hayat kurtarıcı olur.

Konjenital Kas Distrofileri: Doğumdan itibaren kendini gösteren kas hastalıklarıdır. İskelet kası etkileniminin yanı sıra beyinde yapısal bozukluklar, zeka geriliği ve görme bozukluklarına da neden olurlar.  Kas-göz-beyin sendromu, Walker-Warburg Sendromu,  Fukuyama tipi konjenital kas distrofisi gibi değişik tipleri vardır. Fizik tedavi dışında henüz tedavileri mümkün değildir.

Konjenital Myopatiler: Konjenital miyopatiler, kas liflerinin yapısal bozukluğu nedeni ile ortaya çıkarlar. Çoğunlukla bebeklik döneminde ortaya çıksalar da daha ileri yaşlarda kendini belli eden formları da vardır. Konjenital kas distrofilerinden farklı olarak konjenital myopatiler yavaş seyirlidirler. Fizik tedavi hastaların performansını arttırmak, gelişebilecek şekil bozukluklarını önlemek için gereklidir.

Metabolik Myopatiler: Kaslara enerji sağlayan şeker (glikojen) ve lipidlerin (yağ) kalıtsal bozukluklar nedeni ile kullanılamaması nedeni ile ortaya çıkan kas hastalıklarıdır.

Mitokondriyal Kas Hastalıkları: Mitokondriler hücrenin enerji ihtiyacını karşılayan yapılardır. Bu yapıların hastalıkları kasın yanı sıra bir çok organ sistemini de ilgilendirir. Ancak kaslar yüklü enerji ihtiyaçları nedeni ile en sık etkilenen dokulardır. Mitokondriyal hastalıkların çoğu anneden çocuklara geçer. Hem kız, hem de erkek çocuklar hasta olabilir. En sık görülen bulgular göz kapaklarında düşüklük, göz hareketlerinin kısıtlı olması, kol ve bacaklarda güçsüzlüktür.

TOP